Boğaziçi Üniversitesi Kulüpleri-Rektör Adayları Röportajı

Boğaziçi Üniversitesi Kulüplerarası Kurul (KAK) içerisinde bir grup kulüp rektör adaylarının üniversite kulüpleri hakkındaki fikirlerini ve adaylıklarını konuşmak üzere rektör adaylarıyla görüşme yapma talebinde bulundu. 29 Haziran Çarşamba Vedat Akgiray ve 30 Haziran Perşembe Gülay Barbarosoğlu’yla görüşme gerçekleştirdik. Rektör adaylarını daha yakından tanımak ve Boğaziçi’nin demokratik seçim ortamına katkı sunmak adına bu görüşme transkripsiyonlarını Boğaziçi kamuoyuna paylaşıyoruz.

Vedat Akgiray Görüşmesi:

Genel olarak sizin rektör adayı olma sebeplerinizi ve eğer rektör seçilirseniz, rektörlük dönemini için düşündüğünüz hedeflerinizi, projelerinizi dinleyerek başlamak isteriz.

Gençler, çok eskiye gidersek ben 43 yıldır bu okuldayım. Önce Robert sonra Boğaziçi Üniversitesi. 26 yıldır da burada full-time hocayım. Arada bir 4 sene başka görev oldu geçici olarak onun dışında hep buradayım. Burası Türkiye’nin en iyi üniversitesi. Eleştirdiğimiz, beğenmediğimiz, eksik bulduğumuz bir sürü yönü vardır ama, all in all, teraziye koyduğunuzda Türkiye’nin en iyi üniversitesi. Ama bir üniversitenin düzeyi, sırf öğrencilerinin düzeyiyle değil, aynı zamanda üniversitenin ürettiği iş ile de ölçülür. Yani araştırma. Ona baktığımızda bizim üniversitemiz Türkiye’nin en iyisi olmakla beraber dünyada ilk 200’e falan anca giriyor. Bu övünülecek bir şey değil, garipsenecek bir şey. Yani Türkiye ekonomisi en büyük 20 ekonomiden bir tanesiyse Türkiye’den bir tane üniversite de en iyi 20’ye, en iyi 30’a, en iyi 50’ye bari girsin. Bir üniversite ya, bir “center of excellance” olsun burada. Ve bunu olabilme olasılığı olan tek okul da bugünkü koşullarda Boğaziçi Üniversitesi. Ama inanın ki, siz öğrencisiniz, çabuk kızıyorsunuz çabuk seviniyorsunuz, görmüyorsunuz arka plandaki süreci, mutfağı görmüyorsunuz. Çok enteresan bir bürokratik yapışkan var bu okulun üzerinde. Her yerde var Türkiye’de de, bu okulda özellikle. Bir de hocalarımız çok tutucu. Yani “arkadaş biz buyuz, değişmeye gerek yok, bak en iyi öğrenciler bize geliyor.”, “Yeni bölüm, yeni konu, büyümek, büyük hayal kurmak, gerek yok ya.” Böyle bir tutuculuk var yani. Yeni bir şey yapmak için çok uğraşıyor insan. Bu Executive MBA diye program var, onun yöneticisiyim şu anda. Orada bir yapısal değişiklik yapmaya kalkıştık. Yani sömestr yapısıydı, modüler yapı olsun, yeni konular olsun.. İşte çevre, sustainability, toplumsal etki vs. Yeni dersler açılsın diye değişiklik yaptık. 6 ay uğraştık o komisyon, bu komite bilmem ne.. Yani böyle kapıyı kapatıp gidesin geliyor bazen. Ama gidersen kim yapacak arkadan. Böyle bir sürü şey yıllardır, yıllardır… Burası bir banka şubesiydi (röportajı yaptığımız mekandan bahsediyor, eski Finansbank) onu buradan şutladık, buraya işte iki tane araştırma merkezi açtık. OECD ile, bazı uluslararası kuruluşlarla ortak projeler yapıyoruz, gidip geliyoruz; onlar geliyor buraya, konferanslar yapıyoruz. Yani kendi kafamızı kuma sokarsak yürüyemiyoruz. Ama üniversite bir kurum olarak aynı hareketi göstermiyor. Ben yapıyorum, sen yapıyorsun, o yapıyor. Bireysel çaba çok, bireysel başarı çok, mezunlarımız belli zaten. Ama kurumsal bir şey yok.

Bugün Türkiye’de, arkadaşlar, Boğaziçi dahil, hiçbir yerde bir tane uluslararası ilgi çeken bir think-tank, düşünce kuruluşu var mı? Türkiye’de bir tane var mı? Herkes konuşuyor ya konuşmaya gelince. Bir tane var mı? Sonra kızıyoruz şu yanlış, bu yanlış. Haklıyız belki ama dayandığımız bir şey yok altında. Yani Boğaziçi’nin bilmemne algı anketi, Boğaziçi’nin şu endeksi diye bir şey var mı duyduğunuz sizin? Yok. Ufak tefek çabalar var işte iklim bülteni yayınlanıyor, biz burada bir şeyler yapıyoruz. Ama öyle bireysel, bölük pörçük… E bu olmayınca da, ilk 50’ye giremezsin 200’de kalırsın. Yani kurum olarak bir gayret çizgisi yakalamak lazım. Bireysel olarak hepiniz zekisiniz, hepimiz zekiyiz bir şeyler yaparız muhakkak ama, o değil. Yani bakıyorsunuz işte Brookings Enstitüsü imiş, bilmemne Enstitüsü imiş Amerika’da, İngiltere’de, Londra’da şurada Cambridge’de bilmem ne enstitüsü imiş herkes biliyor takip ediyor. Bir tane olmaz mı ya Türkiye’de. Bu kadar gerizekalı… ses alıyorsunuz şimdi… (gülüyor)

Dedim ben artık, şimdi bu rektörlüğe soyunmazsam. Yani mevcut rektörümüzle biz çok iyi arkadaşız, dostuz, hiçbir böyle bir anlaşmazlığımızdan falan kaynaklanan bir şey yok, hani o kötü yaptı ben iyi yapacağım diye… Ben biraz daha böyle hayalperest, maceraperest bir insanım. Geçmişim de böyle söylüyor zaten. Dört sene sonra herhalde artık bir daha yapma imkanı olmaz benim açımdan o yüzden. Ne diyeyim, ama bu kararı vermek için böyle günlerdir gece uyandım şimdi baktım, rahatsın ne gerek var? Proje yapıyoruz, konferanslar yapıyoruz, gidiyoruz Paris’e Londra’ya ders veriyoruz Tokyo’ya Tokyo Üniversitesi’ne… Rektör olursak gece gündüz buradayız. Gittim geldim gittim geldim sonra adaylığımı koydum. Olursak olmaz mı, bilmiyorum olacak mı, ama göreceğiz.

Bizler aslında buraya kulüpler olarak geldik. Boğaziçi geleneğinin önemli parçalarından biri olan kulüpler hakkında ne düşünüyorsunuz? Eğer rektör olursanız kulüplerin alt yapı, salon ve bütçe ihtiyaçlarını destekleyecek misiniz? Mesela geçtiğimiz sene Öğrenci Faaliyetleri Binası’ndaki tiyatro salonu yenilendi. Bu gibi faaliyetler yapmaya devam etmeyi düşünüyor musunuz?

Elbette. Yani kulüpler burada, şimdi görüyorsunuz siz de dediniz ya kulüp üyesi olmayan öğrenci sayısı oldukça az. Demek kulüplerle siz burada mutlu oluyorsunuz ve biraz da kulüp faaliyetleri ile birbirinizi ve çevrenizi eğitiyorsunuz. Zaman zaman yaramazlık da yapabilirsiniz bu da tamam. Problem değil böyle aykırı işler falan. Ona karar verecek olan sizsiniz. Rektörlük şu kadar kulüp olsun, şu olmasın, az olsun-çok olsun demez. Yani rektörlüğün, idarenin değil, sizin işiniz. Para isterseniz olanı veririz, olmayanı vermeyiz. Tabii o da bir problem yani.

Boğaziçi’nin bir kaynak sıkıntısı var. Harvard gibi okullar da Endowment Fund’lar vardır. Bağış fonu gibi. SPK (Sermaye Piyasası Kurulu) başkanı iken Ankara’da onun modelini çıkarmıştım. Boğaziçi için istemişlerdi. Burası devlet üniversitesi, tamam, ama gün oluyor Gülay hoca beni arar. Neyse… (gülüyor) Yani devletin desteğinden öte bir kaynak üretme imkanı, mecburiyeti de var. Çünkü devlet gücü belli; bir sürü üniversite var hepsini Boğaziçi’ne veremez. Verse fena olmaz tabii de böyle bir şansımız yok. O konuda daha bir rahat düşünelim geçmişe göre.

Peki buna dair bir çözüm öneriniz var mı?

Para bulacağız size ya. Endowment Fund diye bir şey söyledim. Ondan sonuna kadar her yere bastırma.. Endüstri-akademi işbirliği hep söylenir ya lafta. Sanayi-bilim işbirliği. Sanayi şirketleri var, finans şirketleri, özel şirketler, kamu şirketler vs fark etmez. Problem var. Problem teknolojik, finansal, idari veya toplumsal bir problem var çözüm aranıyor. Çözüm yapacak olan ise üniversiteler. Fakat bunları evlendiren bir araç yok. BUTEK diye bir şirket var BUTEK A.Ş. vakfının iştiraki. Mesela BUTEK’in bu konuda aktif olmasını istiyoruz. İşte gelsin Aselsan, Turkcell firması; bankalar gelsin, başka bir tekstil firması gelsin. Desin ki “bizim şöyle bir AR-GE problemimiz var”, anlatsın bize dinleyelim. Çözecek olan var mı bunları? Var. Ondan tez konusu çıkar mesela. O şirketin de hem problemi çözülecek, bilimsel katkı yapmış olacağız. Tez yazılacak. Hem de karşılığında para verecek üniversiteye. Böyle çok para gelir. Hem de mesela lisans öğrencisisiniz. Lisansüstüne gelince “hocam ne tez yazacağız konu bulalım mı?” diyeceksiniz. Bence bilimin iki tür katkısı olur toplum hayatına. Bir bilim yapılır, bir gün belki bir işe yarar, matematik gibi. Bir de toplumun güncel problemlerini çözen bilim vardır. Uygulama diyelim. Asıl iş bu. Turkcell gelsin “bir 4.5G antenin tasarımını yapacak kimse var mı burada?” desin. Var mı? Var. Siz yapıyorsunuz, yapalım. At önüme birkaç milyon yapalım bu işi. Bir de iki tane öğrenci tez yazacak. Böyle bir işbirliği, imkan üretilir. Ama birisinin yapması lazım. “İşte biz Boğaziçi’yiz gelsin abi bekliyoruz burada.” Bekliyoruz 40 sene oldu hâlâ bekliyoruz.

Boğaziçi Üniversitesi, başörtüsü yasakları sürecinde diğer üniversitelerin baskıcı yönetimlerinin aksine öğrencilere sahip çıkmıştı. Bu yıl da, örneğin Zorlu Center’ın iptal ettiği Boston Gay Korosu konseri öğrencilerin isteği doğrultusunda bu okulda sahnelenme imkânı buldu. Son dönemde LGBTİ Çalışmaları Kulübü’nün benzer etkinlikleri kimi gazetelerde hedef gösterildi. Okula karşı bu tür dış baskılara karşı okulun çoğulcu, özgürlükçü yapısını nasıl korumayı düşünüyorsunuz?

Dış baskı hep olacaktır. Biz de algıyı yanlış yönetiyoruz maalesef. Bazen ateşe körükle gidiyoruz. Bunların hepsi olacaktır, yapılacaktır zaten yasaklamanın bir sonucu yok yani. Bizim gençliğimiz hep yasaklarla mücadele ile geçti ve bir yere varmadı. Bu konuda hiç kimse Boğaziçi’ni değiştiremez, değiştirmek de istemez. Birisi “bak Boğaziçi’nde yine şöyle yaptılar, vay vatan hainleri vay bilmem ne” dediği anda biz bir algıyı eksik yönettik demektir. Ona dikkat etmek lazım. Yani yap ama medeni şekilde, ortalığı yakıp yıkmadan… Yani insanların eline koz verme, bahane verme yani. Burada var mı LGBT kulübü?

Yok, geleceklerdi fakat yoğunluklarından dolayı gelemediler.

Çok destekleyeceğim ya da seveceğim bir kulüp değil ama yapsınlar tabii yani. Hiçbir itirazım yok. Ama ben üye olmam. (Gülerek) Üye olana da “olun” demem. Ama bunu da söyleyebiliyorum ben size değil mi? Mesela ben şeye de üye olmam, neyse, ama futbol kulübü olsa üye olurum. (gülüyor) Fenerbahçe falan, bu bir tercih sonuçta… Bana zarar vermediğiniz sürece her türlü özgürlük senindir, benim anlayışım bu, hayat boyu böyle oldu.

Mesela burada bahsedilen konser düzenlediğinde ya da Bizans araştırmaları merkezi açıldığında birçok yerde hedef gösterildi. Ama okul sahip çıktı, iptal etmedi etkinliği. Algıyı yanlış yönetmek diyorsunuz, peki bu gibi bir durumda destek çıkar mısınız?

Çocuklar, siz de o konseri istiyorsanız olacaktır, sizler istemiyorsanız başkası yaptıramaz burada. Sizler isteyeceksiniz, kural bu. Bu işlere öğrenciler ve hocalar karar verir.

Geçtiğimiz dönemde okulumuzda Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu (CİTÖK) kuruldu, Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübünün öncülüğünde. Bu komisyonun kurulması, idare ile kulüplerin ortaklaşa çalışması sayesinde mümkün oldu. Benim sorum şu, bu örneği, siz de kulüplerle ortak etkinlikler yapmayı, projeler geliştirmeyi düşünüyor musunuz? Ve tabii toplumsal cinsiyet, cinsel taciz, LGBTİ+ gündeminizde olacak mı rektör olursanız? Bu konulara dair çalışmalar yürütmeyi düşünüyor musunuz?

Hayır, bunlar kulüplerin işi, sizin işiniz. Nasıl bir çalışma olacak ki?

Yani örneğin farkındalığı artırmaya yönelik işler… CİTÖK örneğinde olduğu gibi. Kulüplerin işi derken biraz onu kast ediyorsunuz sanırım. Yani kulüplerin inisiyatif aldığı ama idari destek de aldığı süreçler.

Muhakkak, o tacizin engellenmesi lazım. Yönetimin içinde olması lazım.

Peki bahsettiğimiz bu diğer gündemler, LGBTİ’lere yönelik karalama kampanyaları vb. konulara dair takviminizde bir şey var mıydı?

Yoktu. Yani ön sırada lgbt gelmiyor onu da söyleyeyim. Siz de çok sordunuz..

Okulumuzda kulüpler olarak kamuoyuna açık etkinlikler düzenliyoruz, tiyatro, sergi ya da film gösterimleri gibi, üniversite de kamusal alanın bir parçası olduğu için. Bu etkinlikler sadece okul öğrencileri için değil tabii.

Tabii, okulun toplumu yönlendirme, eğitme misyonu da var.

Fakat bu etkinliklere katılımın zorlaştığı durumlar oluyor, katılım kontrol altına alınıyor. Buna nasıl yaklaşıyorsunuz?

Bizim zamanımızda öğrenciyken Boğaziçi “açık kapı” üniversiteydi; giren çıkana kimlik sorulmuyordu ama öyle bir şey oldu ki sizi hepinizi düşünmek zorundayız. Dün gece havaalanında ne oldu gördünüz yani. Bizim kampüste bomba düzenekli araç bulundu, hem de iki defa. Yani maalesef öyle bir hâle geldi ki dünya ve bizim toplum, kapıyı açıp herkes gelsin diyemiyorsun, kontrol etmek gerekiyor. Kim geldi, kim gitti bilmek durumundayız artık. Yani burada yanlış bir şey olursa, birine zarar gelirse bunun üzüntüsü, vebali hiç bir şeye değmez. Güvenliği sağlamak bizim görevimiz. Keşke toplumumuz güvenli toplum, güvenli çevre olsa, polis görmesek, güvenlik görmesek.

Var olan uygulamayı mı devam ettireceksiniz? Yeni bir uygulama mı getireceksiniz? Kafanızda bir şey var mı?

Bir şey yok ama yeterli mi yetersiz mi bilmiyorum. Yani bu istenmeyen bir şey. İşimiz mi yok güvenlikle uğraşacağız. Kimlik gösterin kimlik sorarlarsa. O sizin özgürlüğünüze müdahale değil aslında sizin özgürlüğünüzü korumak için yapılıyor. Maalesef, keşke olmasa… Bir otele, bir AVM’ye giriyoruz, X-Ray’den geçiyoruz. Yüz karası. İnşallah güvenliği azaltacak ortam oluşur da hiç konuşmayız ama arttırmak gerekirse de arttırmak lazım.

Geçtiğimiz dönem Kilyos Kampüs’te çevre dostu kampüs anlayışıyla yenilenebilir rüzgâr enerjisi santrali kurulmuştu. Bu tarz çevre dostu faaliyetlerin okulda hayata geçirilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Devam ettirmeyi/ bu minvalde yeni projeler üretmeyi planlıyor musunuz?

Var tabii. Şöyle var arkadaşlar: Şimdi biz, yeni bir projeye başlıyorduk. 3. Köprü ve 3. Havalimanı yapılıyor. O köprü ve havalimanına dış finansal kaynakları bulamadık. Niye biliyor musunuz? “Environmental Social Governance” diyorlar, yani çevreye etkisi, sosyal etkisi, topluma etkisi. Eğer pozitif ESG raporu çıkmazsa bankanın tüzüğü diyor ki “para veremezsin”. O raporu yazan da bizim Boğaziçi’nden hocamız. Türkiye’nin bu konudaki bir numaralısı, yani uluslararası imzası geçerli olan. Dolayısıyla çevre; enerji üretimi ve tüketimi bunun büyük bir parçası. Biz burada çevre konularını Boğaziçi’nde öğretmiyoruz. Şu an da yok. Var tabii bir iki ders, çevre enstitüsü var ama müfredatlı, programlı bir degree programı yok. Türkiye’de yok. Mesela bunun Boğaziçi’nde olması lazım. Olmaya başladı, o 6 aylık kavga dediğim bununla ilgiydi işte. Yapacağız bu işi çaresi yok. Yani bileceğiz çevreye nasıl zarar vermeyiz. Bu sırf mühendislerin konusu değil bunun toplumsal boyutu var parasal durumu var… Boğaziçi öncü olmak durumunda. Konuyu biraz büyüttüm soruya göre ama… Yani, o konularda sembolik de olsa gerçek de olsa her türlü çaba yüzde yüz desteğe layıktır. Kesinlikle öyle. Şimdi bakın, hiç insanı sevmeyen çevreyi sevmeyen mekanik bir yaratık da olsanız para kazanmak istiyorsanız çevreye ve insana zarar vermeyeceksiniz artık. Kurallar böyle. Ki oraya varmadan insan olarak zaten bunu düşünmek lazım. Ama para insanlık karışınca biraz şey oluyor bu, hayvan gibi oluyor. Bunun bilinci ve bilimine sokmak durumundayız. Bunun lamı cimi yok.

Muhtemelen artık duymaktan sıkıldığınız bir soru fakat herkes için merak konusu, 12 Temmuz’da yapılacak olan seçimlerde aldığınız oy azınlıkta kalırsa çekilecek misiniz? Çekilmeyecekseniz neden?

Çekilebilirim de çekilmeyebilirim de. Bu konuyla ilgili bir panel yaptılar burada, orada da söyledim. Herkes kızdı bana. Bir kere, birinci olacağımı umuyorum her fakir politikacı gibi. Sonuca bakıp karar vereceğim. Ama sizi merak ettirecek, endişe ettirecek herhangi bir şey olmayacağını garanti edebilirim. O yüzden biraz da adayım.

Bizim sorularımız bu kadar, sizin bizim yazmamızı istediğiniz bir şeyler varsa… 

Siz keyfinize bakın. Yüz rektörden doksan sekizi dandik çıkar bu ülkede. Tarihsel esende de bugünkü current eksende de. Ama siz umun ki iki hocanızdan ikisi de doksan sekizin diğer ikisi olsun. Fazla enseyi karartmayın.

(“Enseyi karartmak” deyimine dair bir anektod anlatıyor.)

Son bir aylık süreçte bir sürü röportaj yapıldı, bugüne kadar hiç sorulmayan ama dikkat çekmek istediğiniz bir nokta var mı? Şunu sorsalar çok hoşuma gider ama sormadılar, dediğiniz

Çocuklar siz bir kere okulunuzun ve bu okul yıllarınızın değerini çok iyi bilin ben size söyleyeyim. Çabuk geçiyor. Geçen bir tane kız vardı mezuniyette ağlayan, ne ağlıyorsun dedim. Bitti dedi. O zaman İngilizcede bazı mezuniyet törenlerine “commencement” deniyor. Başlamak demek. Aslında bir bitiş değil, hayata başlangıç gibi. Milyon dolarım olsa veririm sizinle yer değiştirip tekrar öğrenci olmak için. O yaşta ve bu okulda. Bunu sonra anlayacaksınız, babanız amcanızdan duyuyorsunuzdur belki… Kulüpler mulüpler, ders, sınav, eğlence bol bol yapın. Vaktinizi boşa geçirmeyin. Çünkü bu rölativite teorisi gibi, iki insan yüzer sene yaşasa, birisi yüz yılda yüz birim iş yapsa biri on birim iş yapsa diğerinden on misli fazla yaşamış demektir. Yaptığın işle ömrünün uzunluğunu ölçersin. Yani bunun hakikaten kıymetini bilin. Fazla enseyi de karartmayın. Yanlış bulduğunuzu hemen söyleyin çekinmeyin. Ben rektör olursam kapım açık gelip hemen söyleyebilirsiniz.

Gülay Barbarosoğlu Görüşmesi:

Dilerseniz “Rektör adayı olmanızın sebebi nedir ve rektör olmanız dahilinde nasıl çalışmalar yürütmeyi planlıyorsunuz?” sorusuyla başlayalım..

Teşekkür ederim. Tabii ben dört sene rektörlük yapmış bir kişi olarak öncelikle ve özellikle başlamış olduğum projeleri tamamlamak üzere aday oldum. Bunlar, Kilyos kampüsünün dönüşümünün tamamlanması ve Kandilli kampüsünün dönüşümünün tamamlanması. Aynı zamanda da akademik iyileştirmelerin tamamlanması. Başlatmış olduğum teknoloji çalışmalarını tamamlamak için finans teknoparkı kurduk, DOST’u (Dudullu Organize Sanayi Bölgesi Teknopark) kurduk, kuluçka merkezleri, Amerika’daki kuluçka merkezleri… Yani aslında 4 yılda yapılanlara bakınca bunların tamamlanması için biraz daha zamana ihtiyacım olduğunu gördüm. Dolayısıyla projeleri tamamlamak, ve de yeni, söz verdiğim ama tam başlayamadığım, oluşumlarını sağlamış olduğum, projelere başlamak ve tamamlatmak üzere. Bir diğer önemli konu, tabii Boğaziçi Üniversitesi’nin o demokratik ve katılımcı ve her türlü farklılığı kucaklayan bir yönetişim anlayışı… Mümkün olduğunca, bu anlayışı kendi dönemimde uygulamaya çalıştım. Dolayısıyla akademik özerklik, fikir özgürlüğü, Boğaziçi’nin demokratik katılımcı, çoğulcu sisteminin devam etmesinin önemli olduğunu düşündüm. Ve de onun devamını sağlamak için aday oldum. Tabii birçok proje var, bunların ne kadarının detayına gireceğimi bilmiyorum. Bunları web sitesine zaten uzun uzun yazdım, oradan bakarsınız diye düşünüyorum. Hangisi hakkında detaylı bilgi isterseniz ona girebiliriz tabii.

Boğaziçi geleneğinin önemli bir parçası olan kulüpler hakkında ne düşünüyorsunuz? Kulüplerin altyapı, salon ve bütçe ihtiyaçlarını destekleyecek misiniz? Örneğin geçtiğimiz dönemde Öğrenci Faaliyetleri Binası’nın restorasyonu olmuştu. Benzer faaliyetler yürütmeye devam edecek misiniz, benzer yeni projeleriniz olacak mı?

Ben şunu söyleyeyim, herhalde bunu görmüşsünüzdür. Benim, bütün yönetim ve rektörlük anlayışımın tam merkezinde öğrenci var. Ben öğrenci için varım. Öğrencinin olmadığı bir üniversite sistemi olmaz. Dolayısıyla hep öğrenciyi dinledim ve hep öğrencinin ihtiyaçlarını, mümkün olduğunca, hızlı bir şekilde çözmeye çalıştım. Kulüplere çok önem veriyorum, kulüplerin üniversitemizde, bu kadar zeki öğrencileri barındıran bir üniversitede, her anlamda; sosyalleşmeniz, entelektüel olarak kendinizi geliştirmeniz, liderlik vasıflarınızı kazanmanız ve de bu ülkede söz sahibi birer birey olmanız için önemli olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla birtakım günlük hizmetleri iyileştirmeye gayret ederken kulüp faaliyetleri ve de entelektüel çalışmalara destek vermeye çalıştım. Bilim-sanat komisyonu kurup bu üniversitedeki kültür ve sanat, konserlerden tutun, konuşmalara kadar çok önem verdim. Bütünü, sizin yaptığınız faaliyete ek olması için. Spor faaliyetlerini mümkün olduğunca desteklemeye çalıştım. Ve kulüplerin altyapılarını iyileştirmeye çalıştım. SineBU’nun restorasyonu, Demir Demirgil’in restorasyonu, spor tesislerinin restorasyonu… Aslında Student Lounge mesela, Starbucks’ın yerine özgür bir alan açmak. Yukarıda bir takım iyileştirmeler, aşağıda bir kafeyi de aslında öğrenciler için açmıştım. Yani, tabii ki yaşayan bir kampüs olduğu için birden bire girip bu işleri hızlı bir şekilde yapmamanız gerekiyor. Yaşıyoruz, dolayısıyla noktasal iyileştirmeler yapmaya çalıştım. Aynı şekilde devam edeceğim. Aynı şekilde, sizlerin taleplerini dinleyerek devam ediyoruz. Aslında dün de bir noktayı konuştuk. Sizlere ayrılan bütçeyi de, Yaz Okulu gelirlerinden önemli bir payı sizin bütçenize de aktaracağız. Dolayısıyla resmi kanallarda Yaz Okulu’nda toplanmış paradan belli bir oranı, Üniversite Yönetim Kurulunda konuşuldu, kulüplerin kullanımına tahsis edeceğiz.

Boğaziçi Üniversitesi geçtiğimiz yıllarda başörtüsü yasakları olduğu zamanlarda baskıcı diğer üniversite yönetimlerinin aksine öğrencilerine sahip çıkmış veya üniversitedeki öğrencilerin talebiyle Boston Gey Korosuna ev sahipliği yapmış bir üniversite. Bu iki örnek Boğaziçi Üniversitesinin aynı kampüste barınamayacak gibi görünen toplulukların aynı çatı altında çatışmadan var olabileceğini kanıtladı. Sizin rektörlüğünüz döneminde de Boğaziçi Üniversitesinin bu özgürlükçü geleneğini sürdürülecek mi?

Yani tabii takdir size aittir, 4 yıl içinde bunu sürdürdüğümü düşünüyorum. Bir tarafta mescid açılmasını isteyen öğrenci gruplarına bakarken, onların isteklerini son derece haklı bulurken ve buna mazeret üretmeden ve ama demeden serbestlik verirken, öbür taraftan LGBTİ haklarını, kadın haklarını savundum, cinsel tacizi bir dert edinirken, bu konuda kurumsallaşmayı sağladık. Ve sadece öğrenciler arasında da değil hocalar arasında da farklı düşüncelerde herkesin kendisini en iyi biçimde ifade edebileceği özgürlük alanını yaratarak 4 sene geçirdim. Dolayısıyla ben aslında herkesin genel kültür anlamında kullandığı “hepimiz farklılıklara saygılıyız, hepimiz çoğulcuyuz” ifadesinin içini doldurmuş bir rektörlük yaptığımı düşünüyorum. Bu söylemin pratiğe dönüştürülmesi, bu işin tanımlanması çok önemlidir. Bu örnekleri onun için verdim. Aynı şekilde devam edeceğim. Dolayısıyla kimse benden taraf tutmamı istemesin. Çoğulculuk demek herkese bu üniversitede yaşama, faaliyet yapma, toplantı düzenleme ve bir arada yaşama fırsatı vermelidir. Verdim, bundan sonra daha çok vereceğim. Söylem yetmez, eylem önemlidir. Ve tanımların içinin doldurulması önemlidir.

Siz de bahsettiniz az önce cinsel tacizden, bir komisyon kuruldu Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu (CİTÖK), bu komisyonun kurulması aslında üniversite yönetimi ile kulüplerin nasıl işbirliği yaptığında güzel şeylerin oluşabileceğinin bir örneğiydi. Kulüplerle bu tarz işbirlikleri yapmayı düşünüyor musunuz, diye soracaktım. İkinci sorum da toplumsal cinsiyet, LGBTİ+ konuları yine ajandanızda olacak mı?

Ben, tabii bir yerde seçim olduğu için kendimi methetmek zorunda kalıyorum aslında bu benim pek tarzım değil, ben ne yaptığımı anlatmaktan hoşlanmam ama madem bir seçim var, anlatmak zorundayım diye düşünüyorum. Benim herhalde en önemli özelliğim; ben hep dinlerim. Yani duymaya çalışırım. Öğrenciyi, kulüpleri, hocaları, bölümleri, çalışanları… Ve duyduğum şeyleri dert eden bir insanım. Dolayısıyla oradan öğreniyorum. Ben hala öğreniyorum. Bu cinsel taciz meselesi benim üniversitede hep duyduğum bir meseleydi. Ve zaten 2012 yılında rektörlüğe aday olurken cinsel taciz benim meselemdir dedim ve komisyon kurduk, ofis kurduk. Şimdi bunu duyuyorum ve bu önemli. Bu konuda devam edeceğiz. Ben LGBTİ+, her ne derseniz deyin onları tanıyorum, evrensel hakları olduğunu biliyorum. İnsan hakları beyannamesine girmiş, dünyada kabul edilmiş bir konunun tartışılmasını bile Boğaziçi Üniversitesi’ne yakıştırmıyorum. Dolayısıyla tüm adaylara bu soruyu net bir şekilde sormalısınız. Yani evrensel insan hakları beyannamesindeki bir konuyu tartışmak bize yakışmıyor. Dolayısıyla arkasında olmaya devam edeceğim. Yani tam sizi ilgilendirmiyor ama şu anda da “mobbing” konusu üzerine çalışıyoruz. Rektör olursam mobbing konusunda bir komisyon kurarak farkındalık yaratmak, bir ortak tanım üzerine anlaşmaya gitmek istiyorum. Yani çok önemli, çalışma ortamında bunun tanımlanması, iş barışı ve çalışma ortamı huzuru için çok önemli. Dolayısıyla ben hep dinlemeye ve öğrenmeye çalışıyorum.

Hocam bir diğer soru da şöyle: “kulüpler olarak sadece okul içine değil kamuoyuna açık etkinlikler düzenliyoruz. Onların dışarıdan katılımını kolaylaştırmak için bir çözüm öneriniz var mı?”

Şöyle söyleyeyim, ben tipik bir Boğaziçiliyim, hayatımı aralıksız burada geçirdim. Özgürlük benim için çok önemlidir. Ve rektör olduğumda ilk yaptığım icraatlardan biri, kapıdaki turnike -bilmiyorum siz o zaman var okulda mıydınız- 2012 Ağustosunda ilk yaptığım iş o turnikeleri kaldırmak oldu. Hemen onları kaldırdım ve dedim ki burası kamusal bir alandır, kamusallık benim için önemlidir. Bizim öğrencimizin düzenlediği etkinliğe herkes girebilir dedim ve aslında -bilmiyorum sizler var mıydınız- 2015’in başlarında bir ÖTK toplantısında “güvenlik konusu” gündeme geldi. Bana öğrencilerimiz dediler ki; “Gülay hocam biz kendimizi güvende hissetmiyoruz.”. Ben de dedim ki; arkadaşlar burası özgür ve özgürlükçüdür, bu demektir ki biz buranın bu özgürlük alanını hep beraber koruyacağız. Biz korumaya çalışıyoruz, biz izliyoruz, ama bunu görünmez kılıyoruz. Dünyanın her yerine gittim arkadaşlar, kimse benim kadar çok üniversite görmüş olamaz; Romanya’dan, Moldovya’dan, Litvanya’dan, Avrupa’nın her tarafından, Amerika’dan… Dolayısıyla birçok yeri gördüm. Aslında böyle duvarlarla örülü üniversiteler pek yok. Bütün bunları anlattım öğrencilerimize, onlar da ikna oldular ve çıktılar. Fakat daha sonra biliyorsunuz bazı talihsiz olaylar yaşandı. Ben çok üzüldüm ve de, herhalde geçen sene Eylül ayından itibaren, güvenlik önlemlerini artırmak zorunda kaldığım için 4 yıllık rektörlük görevimde ilk defa o gün ağladım. Ağladım. Çünkü Boğaziçi olarak acaba özgürlük alanımızı kaybediyor muyuz diye. Ama tabii bir yerde güvenlik ve sizleri koruma duygusu onun önüne geçti. Şimdi Türkiye’nin konjonktürünü görüyoruz. Dolayısıyla biz güvenliğimizi görünür kılmak zorundayız. Anlıyor musunuz ne demek istediğimi? Görünür kılmak zorundayız. Hepimiz bu görünürlüğü sahiplenmeliyiz, ümit ediyorum ve diliyorum ki özgürlükçülüğü sonuna kadar yaşayabileceğimiz günler gelir. O zaman bunların hepsini geriye çeviririz. Eski günlere çeviririz. Dolayısıyla akıllı bir kurum, sonuna kadar direndiğimi düşünüyorum bu konuda, akıllı bir kurum gerekli durumlarda geriye adım atıp gerekli önlemleri almasını bilmelidir. Bu hepimizin meselesidir. Bir müddet modus operandi güvenlik üzerinden olacak. Bunun sizin dışarıdan davetli çağırmanıza mani olmaması gerekir. Tabii şu anda kâğıtlarla işleyen bir sistem var. Şimdi bir bilgisayar sistemi kuruyorum ben. Hepiniz şu kulübün provası var mesela diyeceksiniz ya da şu kulübün bu etkinliği var. Siz kendi bilgisayarınızdan girip kapılara kendiniz belli bir isim listesi yollayacaksınız. Yani bu bir access programı, access sistem var, onu getireceğiz. Böylece sizin hayatınızı kolaylaştıracağız. Ama dediğim gibi sizi koruma duygusu biraz daha öne geçti. Üzülüyorum, özgürlükten bahsedip bu kadar güvenlikçi olmak doğru değil, çelişkili. Ama geçecek, bu da geçecek..

Teşekkürler.

Memnun edebildim mi seni? Doğruyu söyle.

Yani…

Mümkün olduğunca yani, maalesef güvenlik meselesi için görünür kılma derdi var, caydırıcı olması için. Ne kadar efektif olduğunu da tartışabiliriz, genelde güvenlik önlemlerinin. Dünkü şekil A’da gördüğümüz gibi. Görünür kılıp caydırıcı olma özelliği var. Onun için biraz dayanacağız arkadaşlar. Hep beraber.

Hocam diğer soruyu da ben sorayım. Geçtiğimiz dönem Kilyos Kampüs’te çevre dostu kampüs anlayışıyla yenilenebilir rüzgâr enerjisi santrali kurulmuştu. Bu tarz çevre dostu faaliyetlerin okulda hayata geçirilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Devam ettirmeyi/ bu minvalde yeni projeler üretmeyi planlıyor musunuz?

Kesinlikle. Yani bir kere önce Kilyos’tan başlayalım arkadaşlar. Hem de bu vesileyle konuşayım, dediğim gibi ne kadar olabilirse. Boğaziçi Üniversitesi’nin muhteşem kampüsleri var. Biz kendimizi buraya sıkıştırmışız kalmışız. Kandilli’ye bir gidin, bence Kandilli Kampüsü mü güzel, burası mı güzel aranızda fikir ayrılığı çıkar. Kilyos, bence muhteşem bir yer. Şimdi biraz ihmal edilmiş bu iki kampüsü, bizden biraz uzak üvey evlat olmuş bu iki kampüsü zaten değerlendirmemiz gerekiyor. Ve her ikisi de doğayla çok bütünleşmiş olduğu için ve özellikle orada yapılan her şey, orada yapılan tüm binaların bir kere doğa dostu olması gerekir ve hepsi Leed sertifikalı. Şimdi Kandilli’de çok büyük bir yurt yapıyorum. Gidip görmenizi isterim. Çamların arasında, muhteşem. Geçen gün gördüm. Artık kaba inşaatı bitmiş. Onları hayata geçirmek istiyorum, onun için aday oldum. Ondan sonra büyük bir bilim teknoloji binası yapacağız. O benim hayalimdi. Hatta rektör yardımcısı olmamın nedeni, bir nedeni oydu. Dolayısıyla bütün yaptığımız, inşaatları yaparken önce akıllı bina yapmak gerekiyor, yeşil bina yapmak gerekiyor, enerji tüketimini kontrol etmek, her bir binanın Leed sertifikası olacak. Doğaya zarar vermeden bütün bu işleri yapacağız. Kandilli araştırma kampüsü olacak. Özellikle yaşam bilimleri, yer bilimleri ve iletişim, bilişim alanında araştırma merkezi olacak. Kilyos ise hem bütünüyle bir hazırlık okulunun gittiği ama enerji ve çevre araştırmalarının yoğunlaştığı bir kampüs olacak. Çünkü zaten görmüşsünüzdür orada birtakım laboratuvarlar kuruluyor. Ve ben Kilyos konusunda çok daha iddialıyım. Çünkü Kilyos tamamen net zero enerji kampüsü olacak, kendi üretecek, dalga enerjisinden deniz suyunu arıtmaya… Altyapı olarak da deniz suyunu desanalizasyonla kullanım suyu haline getireceğiz. Altyapıyı, arıtmaları tamamen yeniden yapıyoruz. Her şeyiyle kendi kendine yeten urban lab dediğimiz alanlar vardır. Yani yaşayan laboratuvar alanı gibi, laboratuvar değil ama o laboratuvar titizliği ile kurulmuş bir kampüs. Mesela Berkeley’de vardır, Global Campus denir. Bütün bunu yaparken biraz uluslararası boyut katmak gerekiyor. Bizim çok sayıda uluslararası akademik partnerimiz var, orada da bir şeyler geliştirmek gerekiyor. Yani hem çevre alanında hem uluslararasılaşma anlamında orayı bir örnek kampüs haline getirmek en büyük hedefim. Dolayısıyla devam edeceğim. Çevreden vazgeçmek mümkün değil.

Yapılan seçimlerde aldığınız oy azınlıkta kalırsa çekilecek misiniz? Çekilmeyecekseniz neden?

Bir tek oy farkı ile bile ikinci olursam, zaten ben 2012’de bile girerken de öyle söylemiştim, bir tek oyla bile ikinci olursam ne YÖK’e ne de başka bir yere görüşmeye gitmem. Geçen sefer sormuşlardı, siz ikinci olduğunuz halde ya size bu görevi verirlerse diye. O zaman da emekli olurum demiştim. Dolayısıyla benim için yol bellidir. 12 Temmuz akşamı tek oy farkıyla bile ikinci olursam 5 Ağustos günü emekliye ayrılıyorum. Tamam.

Bizim sorularımız bu kadardı. Sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Ben dört yıl Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğü yaptığım için çok mutluyum. Çok gurur duydum. Zor bir dönemdi. Epey mücadele ettim ama değdi.

Teşekkürler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar